Telefon: 0532 386 78 40 // 0506 052 37 66
CEZA KOŞULU (Cezai Şart) VE BAĞLANMA PARASI (Kapora) HAKKINDA KISA BİLGİLENDİRME
 
 
CEZA KOŞULU (Cezai Şart) VE BAĞLANMA PARASI (Kapora)
HAKKINDA KISA BİLGİLENDİRME
 
 
I. CEZA KOŞULU
 
Ceza koşulu, uygulamada ve öğretide; borçlunun alacaklıya olan borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi üstlendiği ve ekonomik değeri olan edimi ifade edecek şekilde tanımlanmaktadır. Ceza koşulunun sözleşmelere konulma amacı, sözleşmeden doğan borcun ifasının sağlanmasıdır. Ceza koşulunun talep edilebilmesi için, alacaklının zararını ispat etme zorunluluğu bulunmadığı gibi, borçlunun kusurunun bulunmasına da gerek yoktur. Ceza koşulu, niteliği itibariyle asıl borcu kuvvetlendiren bir yan borç vasfındadır. Ceza koşulu, bir borcun hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesi hali için kararlaştırılır. Söz konusu şart gerçekleşirse, yani borç hiç ya da gereği gibi ifa edilmezse, ceza koşulu istenilebilir hale gelir. 
 
Ceza koşulu, asıl borcun tabi olduğu şekle tabi olarak yapılmalıdır. Bu çerçevede, taşınmaz satımı için cezai şart kararlaştırılmışsa, bu şartın resmi şekilde yapılması gerekmektedir. Fakat basit bir taşınır satımı için kararlaştırılan cezai şart, herhangi bit şekle tabi değildir. 
 
Ceza koşulu ya da cezai şart, uygulamada ve öğretide, seçimlik ceza koşulu, ifaya eklenen ceza koşulu, ifayı engelleyen ceza koşulu olmak üzere üç alt başlıkta incelenmektedir. 
 
1.Seçimlik Ceza Koşulu
 
Seçimlik ceza koşulunda, borçlanılan edimin hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesi durumunda, alacaklı, asıl edimin ifasını isteyebileceği gibi asıl edimden vazgeçip cezai şartın ödenmesini de isteyebilir. Bu cezai şart türünde alacaklı, hem asıl alacağın hem de cezai şartın ödenmesini birlikte isteyemez. 
 
2.İfaya Eklenen Ceza Koşulu
 
İfaya eklenen cezai şartta, alacaklı, koşul gerçekleştiği takdirde, hem edimin ifasını hem de cezai şartı birlikte talep edebilir. Uygulamada en sık rastlanan cezai şart türü bu başlık altında incelenen, ifaya eklenen ceza koşuludur. 
 
3.İfayı Engelleyen Ceza Koşulu
 
İfayı engelleyen cezai şartla, borçlu, isterse kararlaştırılan cezayı ödemek suretiyle sözleşmeden dönebilir. Bu durumda alacaklı yalnızca cezai şartın ödenmesini talep edebilir. 
 
II. BORÇLUNUN AŞIRI CEZANIN İNDİRİLMESİNİ İSTEME HAKKI BULUNMAKTADIR
 
Türk Borçlar Kanunu'nun 182/3'üncü maddesine göre, kararlaştırılan cezai şart, borçlunun ekonomik varlığını, ticari faaliyetini ihlal edecek ölçüde aşırı olması durumunda, hakime, cezai şartın indirilmesi noktasında takdir yetkisi tanınmıştır. 
 
III. BAĞLANMA PARASI
 
Bağlanma parası, TBK m.177/1'e göre, sözleşme yapılırken borçlunun alacaklıya vermiş olduğu bir miktar paradır. Bağlanma parasının alacaklıya verilmesinin amacı, sözleşmenin yapıldığına kanıt olması ve bu konuda ispat kolaylığı sağlamasıdır. Bağlanma parasının günlük hayatta en sık uygulanan örneği, kaporadır. 
 
Kapora konusunda uygulamada en sık karşılaşılan sorun, kanıt olarak verildiği sözleşmenin en baştan iptal veya geçersiz olması veyahut sonradan ifa edilememesi nedeniyle, kaporanın iadesinin mümkün olup olmayacağı veya mümkünse ne şekilde gerçekleşeceği noktasındadır. 
 
Bu noktada, konuyu iki aşamada incelemekte fayda vardır. İlk olarak, sözleşme hiç kurulmazsa ya da geçersiz olarak meydana gelirse, sebepsiz zenginleşme hükümleri gereği, alacaklı kapora ya da bağlanma parasını borçluya iade etmek zorundadır. İkinci ihtimalde, sözleşme kurulmuş fakat sözleşmenin ifası hiç veya gereği gibi gerçekleşmiyorsa, bu durumda hangi tarafın kusurlu olduğuna göre kaporanın iade durumu belirlenecektir. Eğer kaporayı veren taraf kusurlu ise, karşı taraf uğradığı zarar kadar kaporayı zararlarına karşılık olarak alıkoyabilir. Kaporayı alan taraf kusurlu ise, bunu iade etmekle yükümlüdür. Bu son halde, kapora alan taraf ayrıca kapora veren tarafın uğramış olduğu diğer zararları da karşılamakla yükümlüdür. 
 
IV. YARGITAY KARARLARI
 
1.Ceza Koşulu Örnek Kararlar
 
 
T.C YARGITAY
3.Hukuk Dairesi
Esas: 2018/ 1399
Karar: 2020 / 454
Karar Tarihi: 22.01.2020
 
 
CEZAİ ŞARTTA İŞİN TİCARİ VEYA ADİ İŞ OLDUĞUNA BAKMAKSIZIN HAKİMİN RESEN İNDİRİM YAPABİLECEĞİ
 
"Somut olayda; taraflar arasındaki 17/02/2011 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin 2886 sayılı yasa gereği ihale ile yapıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmenin 13. maddesinde "Kiracı kira süresinin bitiminde derhal, sözleşmenin feshi halinde tebligatı müteakip 15 gün içinde taşınmazı tahliye etmek zorundadır. Kiracı taşınmazı tahliye etmezse, 08/09/1983 tarihli 2886 sayılı Devalet İhale Kanunun 75. maddesine göre kiracının tahliyesi sağlanacaktır" ve 17. maddesinde '' Kira süresinin sona ermesi veya sözleşmenin feshi halinde taşınmazın idareye teslim edilmezse geçen her gün için, cari yıl kira bedelinin %1'i oranında ceza, itirazsız olarak ödenir '' hükmü bulunmaktadır.
 
2886 Sayılı Devlet İhale Kanununun “Ecrimisil ve Tahliye” başlıklı 75.maddesinin 3 ve 4. fıkrasında; “Kira sözleşmesinin bitim tarihinden itibaren işgalin devam etmesi halinde, sözleşmede hüküm var ise ona göre hareket edilir. Aksi halde ecrimisil alınır. İşgal edilen taşınmaz mal, idarenin talebi üzerine bulunduğu yer mülkiye amirince en geç onbeş gün içinde tahliye ettirilerek, idareye teslim edilir.” hükmü bulunmaktadır. Bu madde ile tahliye konusunda bir ayrıcalık tanınmıştır. Yasal süre bitiminden itibaren ecrimisil alınacağı hüküm altına alındığından, 2886 Sayılı Yasanın 1.maddesi uyarınca usulüne uygun yeni bir sözleşme yapılmadıkça kiracıyı fuzuli şagil kabul etmek gerekir.
 
Somut olayda; kira sözleşmesinin süresi sona erdiği halde kiracı taşınmazı tahliye etmemiştir. Bu durumda yukarıda açıklanan 2886 sayılı yasanın 75. maddesi açık olup, kanun gereği; İdarenin tahliyeye yönelik olarak talebinin olmaması kiralananda davalının oturmasına zımnen rıza gösterildiği anlamına da gelmeyecektir.
 
Kira sözleşmesinin 17. maddesindeki hüküm, TBK'nın 179 ve devamı maddelerinde düzenlenen cezai şart niteliğindedir. Cezai şartı düzenleyen TBK’nın 179/1. maddesi; "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir." hükmünü içermektedir.
 
Bunun yanında TBK’nın 182/1. maddesinde; "Taraflar, cezanın mikarını serbestçe belirleyebilirler." denilmekte ise de bu serbestlik sınırsız değildir. Maddenin son fıkrasında yer alan; "Hakim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir." hükmü gereğince, hakim taraflarca kararlaştırılan cezai şart miktarının fahiş olup olmadığını re'sen incelemek, fahiş ise ceza miktarını tenkis etmekle (indirmekle) görevlidir. Ticari olmayan işlemlerde bu kuraldan dolayı borçlu ileri sürmese bile, hakim cezai şarttan indirim yapılıp yapılmayacağını kendiliğinden saptamalıdır. Buna karşılık, TTK’nun 22. maddesi gereğince tacir sıfatını haiz borçlu cezai şartın indirilmesini isteyemez ise de, kararlaştırılan ceza tutarı borçlunun iktisaden sarsılmasını, çöküntüye uğramasını mucip olacak ise indirim isteyebileceği uygulamada kabul edilmektedir.
 
O halde mahkemece; kira sözleşmesinin 2886 sayılı Kanunun 75. maddesi gereğince süre bitimi itibariyle sona erdiği ve sözleşmenin 17. maddesinde yer alan taşınmazın idareye teslim edilmeksizin geçen her gün için cari yıl kira bedelinin %1'i oranında cezanın uygulanacağına ilişkin hükmün geçerli bulunduğu ve davacı kiracının tacir olmadığı nazara alındığında, hakimin cezai şart bedelinden indirim yapması da gerektiği gözetilerek alacak miktarı belirlenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir." (Söz konusu karar, https://www.sinerjimevzuat.com.tr/index.jsf?dswid=6528# adresinden alınmıştır) 
 
 
İŞ SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ ŞARTLARI OLUŞAN CEZAİ ŞARTI TALEP ETMEYE ENGEL DEĞİLDİR
 
T.C YARGITAY
22.Hukuk Dairesi
Esas: 2017/ 22392
Karar: 2019 / 10212
Karar Tarihi: 09.05.2019
 
"6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 179. maddesinde “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” düzenlemesi ile Cezanın miktarı, geçersizliği ve indirilmesi başlıklı 182.maddesinde “taraflar, cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler. Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. Ceza koşulunun geçersiz olması veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hâle gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez. Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.” düzenlemeleri bulunmaktadır. Aynı Kanun'un 420. maddesine göre ise hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.
 
Dosya kapsamında; taraflar arasındaki belirli süreli iş sözleşmesinin 4. maddesi uyarınca; sözleşme, süresi dolmadan feshedildiği takdirde sözleşmeyi fesheden taraf, diğer tarafa davacının son aylık ücretinin brüt tutarının altı katı kadar cezai şart ödemeyi kabul eder.
 
Somut olayda davacı, davalı işverenlik nezdinde fen ve teknoloji öğretmeni olarak çalışmakta iken iş akdinin davalı tarafından süresinden önce ve haklı sebep bildirilmeden feshedildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının sözleşmede kararlaştırılmış olan cezai şartı talep etme hakkı bulunmaktadır. Mahkemece cezai şart talebinin kabul edilmesi yerinde ise de, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 182/son maddeleri uyarınca makul oranda bir hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken bu yön gözetilmeden karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir." (https://www.sinerjimevzuat.com.tr/ adresinden alınmıştır.)
 
2.Bağlanma Parası Örnek Kararlar
 
T.C YARGITAY
13.Hukuk Dairesi
Esas: 2015/ 30990
Karar: 2018 / 135
Karar Tarihi: 16.01.2018 
 
SÖZLEŞME KURULURKEN VERİLMİŞ OLAN PARA KANUN GEREĞİ BAĞLANMA PARASI SAYILACAĞINDAN, BU HUSUSUN AKSİNİ İSPAT YÜKÜ PARAYI ALAN TARAF ÜZERİNDEDİR.
 
Davacı ... ve davacı-karşı davalı ... vekili, emlak alıcısı davalı-karşı davacı ile, müvekkillerine vekaleten kardeşi... arasında 28.10.2012 tarihinde davacının emlak komisyoncusu sıfatı ile 800,62 m2 miktarındaki arsa ile üzerinde yapılmış olan bahçeli avlulu kargir evin satışı konusunda sözleşme yaptıklarını, emlak komisyoncusunun simsarlık hizmetini tamamladığını, pazarlık sonucunda 205.000,00 TL’ye sözleşme imzalandığını, alıcı olan davalı-karşı davacının satılan taşınmazı görüp beğendiğini, gerekli fiyat araştırmasını yaparak alım satım protokolü imzaladığını, ancak davalı-karşı davacının sözleşmenin şartlarına uymadığını, sözleşmeye göre satış bedeli üzerinden satıcıya % 5 ve ...Müşavirliğine % 5 tazminat ödemeyi kabul ettiğini, bu konuda davalı-karşı davacıya... Noterliği’nden 08.02.2013 tarihinde ihtar çekildiğini tüm bu nedenlerle 10.250,00 TL’den toplam 20.500,00 TL cezai şart alacağının 10.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı-karşı davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, karşı davanın reddini dilemiştir.
 
Davalı-karşı davacı vekili, asıl davanın reddini dilemiştir. Karşı davada ise, müvekkilinin söz konusu bölgede taşınmaz alma isteğinin devam etmesi nedeni ile emlakçı davacı ...’ı ziyaret ettiklerini, davacının söz konusu taşınmazın halen satılmadığını fakat taşınmaz ile ilgilenmediğini bildirdiğini, bu konuşmanın akabinde taşınmazın sahibinin kendileri ile iletişeme geçtiğini 200.000,00 TL bedel ile söz konusu taşınmazın satışı konusunda sözlü olarak anlaştıklarını, kapora isteği üzerine 2.500,00 TL’nin 20.09.2013 tarihinde havale edildiğini, müvekkilinin bu sefer başka bir bankaya kredi için başvurduğunu ve 112.500,00 TL kredi vermeyi kabul ettiğini, satış bedelinin kalanı için bitimine 1 yıl kalmış 10 yıllık döviz ödemeli hayat sigortasını epey bir zarar ile bozdurduğunu, işlemlerin tamamlanması için müvekkili ve davacı-karşı davalı ... vekili ile tapu dairesine gittiklerini, işlemlerinin ertesi güne sarkması sebebi ile ayrıldıklarını, davacı-karşı davalı vekilinin aynı gün akşam arayıp, taşınmazı 210.000,00 TL bedel ile satacağını beyan ettiğini, bedel konusunda anlaşamadıklarını tüm bu nedenlerle 2.500,00 TL kaparo bedeli, kredinin alınması ve erken kapatılması nedeniyle oluşan masraflar ile müvekkilinin eşi tarafından bozdurulan hayat sigortasının kapatılması sebebi ile oluşan zararlarının davacı-karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
 
Mahkemece, asıl dava ve karşı davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
 
1-Davacı ... ile davacı-karşı davalı ... Uzuntepenin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
 
2-Davalı-karşı davacının temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı-karşı davacının aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
 
3-Davalı-karşı davacı, davacı-karşı davalı ... ile 200.000,00 TL bedel üzerinden taşınmazın satışı konusunda anlaştıklarını, 20.09.2013 tarihinde 2.500,00 TL kaporanın davacı-karşı davalı vekili...’ye havale edildiğini, davacı-karşı davalı vekili ile taşınmazın bedeli hususunda anlaştıklarını daha sonra davacı-karşı davalı vekilinin anlaştıkları bedelin üstünde taşınmazı satmak istemesi üzerine anlaşamadıklarını tüm bu nedenlerle kaporanın iadesini istemiştir.Davacı-karşı davalı ... ise havale edilen 2.500,00 TL’nin vekili...’nin ...’dan ...’ya geliş gidiş ve bir takım masrafları için gönderildiğini bu nedenle kapora isteminin reddini dilemiştir. Mahkemece, havale edilen 2.500,00 TL’nin kapora olarak verildiğini davalı-karşı davacının ispatlaması gerektiği ve buna ilişkin herhangi bir delil sunmadığı gerekçesiyle kapora istemin reddine karar verilmiştir.
 
BK 177.maddesine göre; "Sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür." denilmiştir. Bu halde, mahkemece, davalı-karşı davacının, davacı-karşı davalı vekili...’ye 20.09.2013 tarihinde havale edilen bedelin bağlanma parası olarak gönderildiğinin kabulü gerekirken yazılı şekilde kapora isteminin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (https://www.sinerjimevzuat.com.tr/ adresinden alınmıştır.)
 
 
T.C YARGITAY
11.Hukuk Dairesi
Esas: 2014/ 423
Karar: 2014 / 2613
Karar Tarihi: 14.02.2014
 
 
"Davacı vekili, davalılardan K. G.'nin, Kübra Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nin sahibi, diğer davalının ise müdürü olup, davalı Kübra'nın resmi olarak sahibi bulunduğu rehabilitasyon merkezini, eş olan davalıların müştereken çalıştırdıklarını, müvekkili şirketin müdürünün anılan rehabilitasyon merkezinin müvekkili şirkete 65.000 TL bedelle devri için davalılarla şifahen anlaştığını, anılan miktarın 29.000 TL'sinin 2011 yılı Haziran ayında davalılara sözleşmenin kuruluşu aşamasında elden verildiğini, kalan miktarın ise noterden yapılacak devir sözleşmesi ve demirbaşlar ile binanın müvekkiline teslimatı sırasında ödenmesine karar verildiğini, davalıların işletmenin noterden demirbaşları ile devri sözleşmesini ifaya yanaşmadıklarını, binayı da müvekkili şirkete teslim etmediklerini, bunun üzerine davalılara sözleşmenin feshi ve 29.750,00 TL paranın iadesi yönünde fesih bildirimi gönderildiğini ileri sürerek, davalılara verilen 29.750,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 10.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte müvekkiline iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
 
Davalı K. G., husumet itirazında bulunmuş, işletmenin devri ile ilgili görüşmelerin dava dışı Hacettepe Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi kurucu yetkilisi olan H. B. ile yapıldığını ve sözleşmenin kurulacağı hususunda taraflarına 500,00 TL kaparo verildiğini, verilen kaparo ile güven sağlayan davacıya kurum hakkında verilen bilgilerin davacı tarafından kötüniyetli olarak kullanılıp, öğrenci kaybına ve zarara sebebiyet verildiğini, davacıya borcunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
 
Davalı M. G., husumet itirazında bulunmuş ve taraflarına 500,00 TL kaparo verildiğini, davacı tarafa verilen bilgilerin kötüniyetli olarak kullanılıp, zarara sebebiyet verildiğini, davacıya borcunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
 
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı M.'in, dava konusu rehabilitasyon merkezinde işletmeci ve müdür sıfatı olmadığından pasif husumet sıfatının bulunmadığı, davalı Kübra yönünden ise, ispat yükünün davacı tarafta olduğu, davalının sadece 500 TL cezai şart niteliğinde paranın alındığını kabul edip, geri kalan miktarı aldığı hususunu reddettiği, tarafların ticari defterlerinde davaya konu olayla ilgili olarak herhangi bir protokol, ödeme karşılığı makbuz, fatura ve defter kaydının bulunmadığı, bu nedenle davacının davasını ispat edemediği, ayrıca davalı Kübra tarafından alındığı ikrar edilen 500 TL'nin cezai şart niteliği taşıdığı ve taraflar arasında sözleşme kurulamadığından cezai şart niteliğindeki 500 TL kaporanın davacı tarafa iade edilmesinin gerekmediği gerekçesiyle, davanın davalı M. yönünden husumet yokluğu, davalı K. yönünden ise ispatlanamadığından reddine karar verilmiştir.
 
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
 
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
 
2- Davacı, taraflar arasında yapılan sözleşmenin kurulma aşamasında davalılara 29.000 TL verdiğini, davalılar ise yalnız 500 TL kapora aldıklarını savunmuşlardır. Davacının, davalıların kabulünde olarak 500 TL davacıdan aldıklarına ilişkin beyanları dışındaki miktara yönelik iddiası sabit olmamıştır. Ancak, 500 TL bakımından davalıların beyanları, davacının davalılara 500 TL pey akçesi verdiği anlamında olup, 818 sayılı BK'nın 156. maddesi uyarınca pey akçesinin sözleşmenin kurulmaması halinde iadesi gerekir. Ayrıca, ifanın pey akçesi verenin kusuru nedeniyle mümkün olmaması halinde de pey akçesinin iadesi gerekir ise de, pey akçesi alanın bu halde borcun ifa edilmemesi nedeniyle tazminat hakkı olup, bu tazminat hakkına ilişkin olan pey akçesi kısmını alıkoyabilir. Davalı taraf, bu nedenle pey akçesini iade yükümlülüklerinin olmadığını da savunmuştur. Bu itibarla, mahkemece davanın pey akçesine ilişkin kısmının 818 sayılı BK'nın 156. maddesi ile bu kanunu yürürlükten kaldıran 6098 sayılı TBK'nın 177. maddesi kapsamında yukarıda belirtildiği şekilde değerlendirilip, delillerin toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu miktara ilişkin talebin yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.(https://www.sinerjimevzuat.com.tr/ adresinden alınmıştır.)
WhatsApp Destek